CreatorsOk
Sevan Nişanyan

Sevan Nişanyan

patreon


Sevan Nişanyan posts

Kürtçe - 1

19 Ekim 2009

Senelerdir internette forwardlana forwardlana topaç olmuş bir cahillik manifestosu var. “Günümüzde bazı siyasal olaylarda kullanılan ve bazen Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne aykırı davranışlar içerisinde olanlar tarafından alet edilen Kürtçe, düşüncelerine değer verilen birçok dilbilimci tarafından bir ‘dil’ olarak bile kabul edilmiyor,” diye başlayıp, “Kürtçede var olduğu söylenen 8308 sözcükten 3080 t...

View Post

Şuradan buradan - 4

16 Ekim 2009

SORU: Bir “barana” sorunu yaşıyoruz. Ne manaya gelir, nerden gelir tespit edemedik.

CEVAP: Barana = 1. fasulye sırığı ve üzüm çubuklarını dayamaya yarayan çatal ağaç, kazık (Denizli, Isparta, Çumra, Ermenek, Anamur, Mersin). 2. Demir tırmık (Konya, Ankara, Tokat). 3. Baklava şeklinde mayın??? (Polatlı). 4. Deve havudunun ön ve arka kısmı (Çanakkale).

Bunlarda ortak fikir “iki dişli çatal şeklinde nesne” olmalı. Köke...

View Post

Şuradan buradan - 3

15 Ekim 2009

SORU: Hani ‘yapmamamız, etmememiz, gitmememiz’ gibi türkçeyi iyi konuşan biri için bile zor olan ifadeler vardır ya. Çok eski değil yakın tarihlerde bu tarz ifadelerin ‘yapmamaklığım, etmemekliğim’ şeklinde telaffuz edildiğini gördüm, örneğin ‘gitmemekliğimiz lazım gelir’ gibi. Bu ifade biçimi çok hoşuma gitti, hem söylemesi daha kolay hem de kulağa daha hoş geliyor. Acaba bu kullanışlı yöntemi niye terk etmişiz?

CE...

View Post

Şuradan buradan - 2

14 Ekim 2009

SORU: Arkadaşlarla konu oldu da Giresun Ermenice mi Rumca mı bir sözcük ve anlamı nedir bu konuda yardımcı olursanız...

CEVAP: Kerason/Kerasunda Yunancadır, ama kökeni konusunda rivayet muhtelif. Kéras (boynuz) sözcüğünden geldiği söylenir, kentin arkasındaki boynuz şeklindeki dağın adı olduğu kabul edilir. Bu görüşte zayıf olan noktalar şunlar: A) Orijinal Kerason’un yeri bugünkü yerinden birk...

View Post

Şuradan buradan - 1

13 Ekim 2009

Geçen gün dedim ya 1042 tane mail birikmiş. Oturup çalakalem 150 tanesine de cevap yetiştirdim. Bakalım beni Guinness’e alacaklar mı?

Din ve ahlak mevzulu olan yazışmaları şipşak bir ufak kitaba dönüştürdüm; yakında çıkar.1Arada köşeyi yazmaya vakit kalmadı tabii. Dil konusunda yazanlara verdiğim alaminüt cevaplara bir göz gezdirdim, ...

View Post

Ançues

12 Ekim 2009

Lakerdayı anlattım ya, mail yağdı, eski İstanbul balık kültürünü nostalji ile yadedenler çoğunlukta. Bir okurum ançuesi de anlatmamı istemiş. Öyle ya, insanı zaman tüneline sokup kırk sene öncesine ışınlayan ender nesnelerdendir: Kartal marka ançues ezmesi. Elli yıldan beri piyasada olup ambalajı bile değişmemiş kaç ürün sayabilirsiniz? Üstünde halâ “alameti farika” ve “Türkiye mamulâtı” yazar. Üstelik tüpü plastik d...

View Post

İflas

9 Ekim 2009

Gümüş ve altından para basma işini Manisa Salihli civarında oturan Lidya kralları icat etti derler, ama bu icadı alıp bütün Akdeniz ve Yakındoğu alemine tanıtan Yunanlılardır. MÖ 400’lerde Atina parası dünyanın ilk uluslararası para birimi olmuş. Ondan az sonra Büyük İskender’in ordularıyla beraber Yunan usulü sikkeler ta Afganistan’larda, Hindistan’larda boy göstermiş.

İnanması ilk bakışta zor gibi ama İskender’den ...

View Post

Köpek

8 Ekim 2009

Köpeğin Türkçesi it’tir, malum. Bilinen en eski devirden beri yerleşik olan kelime budur, daha doğrusu muhtemelen kalın sesliyle ıt’tır. Orhun yazıtlarında böyle geçer. Yakutçası halâ ıt, noktasız. Çuvaşçası ida. Bunlar Türki dillerin birbirine ve bize en uzak iki dalı olduğu için, bir kelime bunların ikisinde de varsa demek ki feci surette eskidir diyebiliriz.

Köpek View Post

Lakerda

7 Ekim 2009

Latince lacerta, ki /lakerta/ okunur, kertenkele demek. Fransızca lézard ile İngilizce lizard bundan gelme, onlar da kertenkele. Yanısıra eski Romalı yazarların birkaç kez bahsettiği bir balık adı. Literatürü inatla taradığım halde hangi balık olduğunu çözemedim maalesef. İstavrit diyeceğim, ama bana güvenmeyin. İstavritin Yunancası sauroidês(/savridis/) “kertenkele balığı” ...

View Post

Makam

6 Ekim 2009

Nietzsche’nin Zerdüşt’ünü bundan 35 yıl önce okuldayken okumuştum. Ne havalı kitaptır, 19 yaşındayken hele nasıl ateşler insanın hayal gücünü!

Hakiki Zerdüşt’ü geçenlerde okumaya gayret ettim biraz, eski İran dillerindeki cehaletimi az da olsa gidermek için. İtiraf edeyim fazla açmadı. Beynini had safhada imanla doldurmamışsan bu çeşit kutsal metinleri okuyup zevk almak zor. “Ne bulmuşlar bunda?” diye hayret ediyorsun.<...

View Post

Diyarbakır

5 Ekim 2009

Bekr Arapların büyük aşiretlerinden, daha doğrusu aşiret konfederasyonlarından biri. Mudar ve Rebia diğerleri. Hz. Ömer devrinde Araplar İyad bin Ganem eliyle Yukarı Mezopotamya’yı fethettiğinde Amid ilini Bekr aşiretine, Urfa ilini Mudar aşiretine, Cizre tarafını Rebia aşiretine tahsis etmişler. Diyar-ı Bekr adı kalmış. Diyar-ı Mudar ve Diyar-ı Rebia ise önceleri aynı derecede yaygın isimler olduğu halde sanırım 12....

View Post

İnanca saygı

27 Ekim 2009

“İnançlara saygıyı” ben savunmadım. Savunmam da.

“İnsana saygıyı” savunurum, bakın o başka. Bunun doğal ve mantıkî uzantısı olarak, özgürlüğü savunurum. İnsanı öküz değil insan yerine koyuyorsan, istediği gibi olma ve istediğine inanma özgürlüğünü de savunacaksın. Hata yapma özgürlüğü de buna dahildir. Saçmalama özgürlüğü de dahildir. Benim yanlış diye bildiğim şeylere doğru deme özgürlüğü de dahi...

View Post

Tabanca

3 Ekim 2009

Nalbantların kullandığı tabanca adı verilen bir alet varmış, şekli biraz J harfine benzermiş, uzun ucundan tutulurmuş, atın toynaklarının altını temizlemeye yararmış. Şimdi bunun öteki tabancayla ne alakası var diye sormuş bir okurum. Patlamaz etmez, acaba şekli eski devir tabancalarını andırdığından midir?

Yok, nalbantlık literatürüne vakıf değilim. Elimin altında nalbant terimleri sözlüğü de yok. Ama ipu...

View Post

Hünnap

1 Ekim 2009

Eski Asur dilinde inbu: her çeşit meyve veya meyve ağacı. Misal, mutxummê şadî u mâtitan, karân şadî kalişun gimir inbu adnâte riqqê u şirdî, demiş kral Esarhaddon, “kentin her yerine yabancı ülkelerden gelen meyveler ve sarmaşıklar ve güzel kokulu ağaçlar ve zeytin ağaçları diktim.” Ayrıca mecazi anlamda, yavru, çocuk, evlat anlamında kullanılıyor: ina ûme View Post

Etnoloji

30 Eylül 2009

Etnografya şöyle oluyor: takıyorsunuz kafanıza bir kolonyal şapka, elde teyp cihazı, boyunda dürbün, gidiyorsunuz Yeni Gine’ye yahut Samoa’ya – hadi onlar uzak diyelim, Hasanoğlan köyüne – yerlileri inceliyorsunuz. Töreleri nedir, batıl inançları nedir, burunlarına neden halka takarlar vs. Turistliğin en aşırı ucu budur. Yabancılaşmanın en radikal çeşididir. İstediğin kadar empati yap, işin temelindeki o yabanc...

View Post

Araba

29 Eylül 2009

Ta Osmanlı zamanından beri aklı eren ve ermeyen herkesin fikir yürüttüğü bir başka muamma kelime, araba.

Veriler şöyle: A) Türkçeden başka hiçbir dilde buna tam uyan bir kelime yok. B) Kırgızca, Özbekçe gibi merkezî Türk dillerinde araba var ama Çuvaşça, Yakutça ve Tuvaca gibi daha marjinal akrabalarda yok. C) 1071 yılına dek yazıya dökülen eski Asya yazı Türkçesinde bu kelime kesinlikle geçmiyor. İlk kez ...

View Post

Evlek

28 Eylül 2009

Karasabanı toprağa saplayıp öküzleri dehledin mi tarlanın bir ucundan öbür ucuna bir yarık açılır. Bu yarığa Anadolu’da evlek derler. Domates fidesi dikmek için çapayla açtığın yarık da evlektir. İstanbul’da otururken ben de bilmezdim, sonradan öğrendim.

1490 küsur tarihli Cami-ül Fürs’te aynen bu anlamda geçiyor. Kim bilir daha eskidir ama çok çok da eski değil, Ortaasya’dan gelen pakette yok, Türkle...

View Post

Ant

25 Eylül 2009

Anmak fiili sadece Batı Türk dillerinde, yani Türkçe, Azerice ve Tatarcada yaşayan bir fiil. Esas anlamı hatırlamak değil, “bilincine varmak, aklına düşürmek”. Belli ki en en eski Türkçede bu fiil varmış, ama erken bir tarihte Ortaasya lehçelerinde kadük olmuş. Orhun yazıtlarında, Eski Uygurcada, Divan-ı Lugat-i Türk’te geçmiyor. Onun yerine, eş anlamlı olan ömek fiilini tercih etmişler. Bu da Ba...

View Post

Gönül bir uçarı kuştur

24 Eylül 2009

Dâî mahalle mektebinde çocuklara Kuran talim ettirmekte, günlerini ibadetle geçirmektedir. Bir gün karısıyla sohbet ederken kadın mektepteki çocuklardan birinin güzelliğini över. Bunun üzerine Dâî çocuğa aşık olur. Derste çocuğun yüzüne bakıp kendinden geçmeye, aşktan bahseden bir beyit okunduğunda feryat edip ağlamaya başlar.

İşler günden güne çığırından çıkar. Hocamız çocuğa el öpmemesini, bundan böyle kendisi...

View Post

Ruhiyat

23 Eylül 2009

Yunanca psykhé = nefes. Taklide dayalı bir kelime olması muhtemel, pss sesi onu anımsatıyor. Lakin en başından beri Yunanlılar bu kelimeyi canlı varlıkları canlı kılan o esrarengiz “şey”i tarif etmek için de kullanmışlar. İnsan veya hayvan fark etmez, gözünün içine baktığın anda gayet net olarak algılarsın, ama tanımlamaya kalksan kafayı yersin, işte o şey: benlik duygusu.

İbranice eşdeğer sözcük View Post

Feriştah

22 Eylül 2009

“Allahını kitabını feriştahını sikmek” diye hayli iddialı bir deyim var halkımızın dilinde. Baskın Oran’a sövmek şimdi Yargıtay kararıyla serbest ya, o duymuş, genel kültür açısından benimle paylaşmayı borç bilmiş.

Listenin ilk iki maddesi malum, ama üçüncüsü nadirattandır, deyimi kullananlar bile pek neyin nesi olduğunu bilmezler sanırım. Aydınlatmak vazifemiz olsun.

Farsça sözcük فرشته yazılır, View Post

Sansür

21 Eylül 2009, Taraf gazetesinde büyük fırtına yaratan yazılardan biri

Censeo (değer biçmek, takdir etmek) fiilinden censor (/kensor/) eski Roma’da hem nüfus idaresi hem ahlak zabıtası görevi yapan bir yüksek görevlinin adı. Yaptığı işin adı censura (/kensura/).

Latincenin Kuzey Frengistan vilayetinde konuşulan taşra lehçesinde bu kelimenin telaffuzu iki bin yılda tanınmayacak derecede değişmi...

View Post

Harf devrimi

19 Eylül 2009

Türkler tarihin en eşsiz milletidir, onu biliyoruz, tamam, peki, güzel.

De, siz Türklerin şu eşsiz yönünü bilir miydiniz?

Tarihte sekiz ayrı alfabeyle yazılan yegâne dil Türkçedir. Bu rekora yaklaşan bir tek Farsça var, dörtte kalmış. Üçüncülük payesini paylaşan dillerin hepsi ikişer alfabede durmuşlar. Üç yapanı hatırlamıyorum.

Türkçeyi 8. yüzyılda ilk yazıya döktüklerinde Köktürk yazısını kullanmış...

View Post

Sağlak

18 Eylül 2009

Türkçede solak var, ama mantıken bunun zıddı olan kavramı karşılayan bir kelime yok. Düşünürseniz feci bir eksik, insanı rahatsız eden bir asimetri. Türkçe konuşan herkes, hayatında mutlaka birkaç kez sağlak yahut salak sözcüğünü kullanmak zorunda kalmıştır.1 Ama bilemediğim ve anlayamad...

View Post

Fırtına

17 Eylül 2009

Fortuna: kader, kısmet, talih. Bir ara hani TRT Carl Orff’un Carmina Burana’sını her gün çalmayı adet edinmişti, onun ilk kıtasında geçer: O Fortuna, velut luna, statu variabilis... Ey talih, ay gibi, hep değişkensin.

Sözcük Latince. İtalyanca ile İspanyolcası aynı. Fransızcası fortune yazılır /fortün/ söylenir. Bir de meşhur Amerikan dergisi var, çok para kazanma sanatına dair, onun ...

View Post

Af

16 Eylül 2009

Kürt Açılımı1 konusunda bir araba boş laf arasında gözden kaçırılan iki tane temel konu var, biri satır aralarında kaybolan, diğerinin esamisi bile okunmayan.

BİR: Dağda olan binlerce gerilla, Türk Adaletinin şefkatli kolları arasında zebun ve zelil olmadan nasıl normal hayata dönecek? Siz buna dağda olmayıp da yurtiçi ve yurt dışın...

View Post

İmar

15 Eylül 2009

İmar meselesini Pazar günkü HerTaraf’a yazdım, etimolojisi de eksik kalmasın. Bir yeri imar ederken tam ne ediyoruz, bu değerli bilgiden okurlarım mahrum olmasın.

Henüz dünyanın patlayıncaya kadar insanla dolmamış olduğu eski çağlarda hazer ile umran arasındaki ayrım gayet nettir ve tercih ikincisinden yanadır. Bir yer ya ıssızdır, yabandır, insan yaşamına müsait değildir, ürkütür. Ya da şendir, tarıma aç...

View Post

Kepenek

14 Eylül 2009

Kepenek: çobanların giydiği keçe üstlük. Ortaasya Türkçesinde ilk kez 13. yüzyıl sonunda belirmiş, İbni Mühenna lugatinde var. Ondan iki yüz yıl önceki Divan-ı Lugat-i Türk’te yok. Bundan iki sonuç çıkabilir. Ya aradaki iki yüz yıllık sürede dile girmiş bir kelimedir, muhtemelen Ortaasyadaki komşu dillerden, belki Moğolcadan veya Doğu İran dillerinin birinden alınmıştır. Ya da DLT müellifi bu kelimeyi biliyordur ama “Türkç...

View Post

Peyvend

12 Eylül 2009

Hakkı Devrim geçen gün tozlu raflardan peyvend sözcüğünü indirmiş, çok da iyi etmiş:[1]relationship’i biliyorsan peyvend’i de bileceksin ki şarkla garbin dengesi iyi kurulsun, tek kanatla uçmayasın. Fuzuli’den verdiği beyit de hoş: “...Bağla bir dildâra gönlün gayrdan peyvend kes.” Özetle, bul bir sağlam sevgili ötekileri şu...

View Post

Ayamama

11 Eylül 2009

Ayamama Deresi taşmış. Sel felaketinde ölenlerin çoğu o derenin gazabına uğramışlar. Normalde İkitelli-havaalanı trafiğinde ömür törpülerken gözünün ucuyla gördüğün bir tabeladan ibarettir. Öyle bir dere gerçekten var mı, yoksa moloz deryaları arasında varla yok arası bir lağım yatağı mıdır, onu bile bilmiyordum düne kadar.

Ayamama Anadolu’da epeyi yaygın bir yer adı: iki köy, bir de tepe biliyorum ...

View Post