CreatorsOk
Sevan Nişanyan

Sevan Nişanyan

patreon


Sevan Nişanyan posts

Demokrasi, özgürlük

Haziran 2014'te Şakran Cezaevinden yazdığım iki kısa not.

“Dağdaki çobanın oyuyla benim oyum bir mi?”

Derin bir paradokstur. “Demokrasi”yi haddinden fazla ciddiye alırsan çobanın oyuyla senin oyunun eşitliği insanı rahatsız eder. Fazla ciddiye almazsan, eşitliğin hikmetini daha iyi anlarsın.

Hiçbir toplumda halk oyu, iktidarın tek kaynağı değildir. Her toplumda ve her toplum biriminde, alim cahilden, amir memurdan, zen...

View Post

Portakal, limon

27 Kasım 2009

Citronyani acı limon ağacını Avrupa’da antik çağdan beri biliyorlar. Bunun daha güzel çeşidi olan limon 12. yüzyılda Araplardan Akdeniz ülkelerine gelmiş. O yüzden güney Avrupa dillerinin çoğunda Arapça isim olan lîmon kullanılıyor. İspanyolca limón, Katalanca llimon, Portekizce limão, İtalyanca limone, Arnavutça View Post

Bıyık

26 Kasım’da yayımlanmak üzere ilettiğim bu yazıyı Taraf’ta basmayı uygun görmediler.

Herkesin utangaç gelin edasıyla görmezden geldiği gerçeği Hakkı Devrim pat diye söylemiş (Radikal,24 Kasım 2009). Demiş ki, “CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçti. 1950 CHP’nin sonuydu.... Zorla ayakta tutacağız...

View Post

Misket

26 Kasım 2009

Ahmet Vefik Paşa “18 dirhemlik mermi atan tüfek” demiş, misket tanesi de bunun mermisi. Bir dirhem 3 küsur gram olduğuna göre yaklaşık 60 gramdan söz ediyoruz. Şemseddin Sami “geniş çaplı eski bir cins tüfeng” diyerek paşayı desteklemiş. 1945’e gelindiğinde anlamın genişlediğini görüyoruz. TDK Sözlüğün birinci baskısına göre “bomba ve şarapnellerin içindeki demir tane.” “Çocukların oynadığı bil...

View Post

Tesemmüm

24 Kasım 2009

İcra memuru kılıklı bir adamcağızı “Gandhi Kemal” etmenin absürtlüğünü çok iyi vurgulamış Cengiz Çandar da, “Gandhi Kemal diye tesemmüm edilen Tuncelili Kemal” cümlesini neresinden tutacağız, bilemedim.1

Bir kere tesemmüm edilen diye bir şey olmaz, olsa tesemmüm eden olur. Gramer bilmeseniz de n...

View Post

Çevlik

25 Kasım 2009

Bingöl ilinin merkezi olan kasabanın Ermenice adı Çapakçur’dur. 1945’e dek resmî adı da oydu, sonra neme lazım ülke elden gider mider deyip değiştirdiler. Ama yerli halk bu isimlerin ikisini de kullanmaz. Kürtçe isim Çewlîk’tir. Zazalar da Çolik derlermiş. Geçenlerde değerli bir okurum yazıp sormuş, hoca bunlar Kurmanciye benzemiyor, Zazaca değildir, acaba Ermenice midir imdat diye. View Post

Elektrik

23 Kasım 2009

Eski Yunanca élektron kehribar. Bilirsiniz değil mi? Şeffaf bal rengi fosil bir madde, yüne sürtünce hafif maddeleri mıknatıs gibi çekme özelliği kazanır, karanlıkta yapınca çatır çatır kıvılcımlandığı görülür. Eski zaman insanlarının hayal gücünü bu olay feci surette gıdıklamış. O zaman daha plastikler de yok, sürtününce mıknatıslanan başka madde bilmiyorlar.

Pardon, biliyorlar: Antik çağda bir d...

View Post

Selam

22 Kasım 2009

Asurca şalâmusözcüğüne Chicago sözlüğü büyük boy tam 24 sayfa ayırmış. Birinci anlamı, bedensel anlamda “sağlık”. İkincisi bir kentin veya toplumun refah ve güven halinde olması, İngilizcesi welfare. Üçüncüsü selamet, emniyet, güvenlik. Sonra iyi olma, hayırlı olma, sağ ve sağlam olma, bir şeyin ücretini tam ve eksiksiz ödeme vs. Şalmu sağlıklı, emin, salim. Şulmuyine s...

View Post

Fasulye

21 Kasım 2009

Okurlarım iki ekole bölündüler sanırım. Bir kısmı sevgili Önder Aytaç gibi siyaset, tarih, felsefe felan bilmediğim konulardan uzak durup kelimelere yoğunlaşmamı öneriyor. Bir kısmı da öyle fasulyeden mevzularla bizi sıkma, siyaset anlat diyor. Bana aslında ikisi de uyar. Ama geçen haftalarda siyasete biraz fazla girdim, vatanist Türk gençliği benim yüzümden galeyanlara gelmiş diyorlar, o yüzden belki bir müddet fasulye işleriyle ilg...

View Post

Hem fiildir hem isim, bu ne biçim bir cisim

20 Kasım 2009

Türkçeyi Hintavrupa dillerinden ayıran en temel özelliklerden biridir: Fiil kökü isim olmaz! Ya da şöyle diyelim: Fiil kökü ile onunla eşsesli isim arasında anlam bağı yoktur. Atmak başka at başka. İtmek başka it başka. Keza karmak/kar, yüzmek/yüz, yanmak/yan, gezmek/gez, uçmak/uç, ermek/er, artmak/art, açmak/aç... Say sayabildiğin kadar. Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri kadar temel bir dil kuralı.

G...

View Post

Karakter

18 Kasım 2009

Dün sözünü ettiğim /x/ sesi Eski Yunancada var, χ harfi ile yazılıyor. Ama Latincede yok, dolayısıyla Latin alfabesinde eşdeğer bir harf de yok. Eski Romalılar Yunan kültürüne pek hayran olup, elit eğitimini bile Yunan diliyle verdiklerinden, Yunancadan aldıkları kelimelerde ne yapsınlar, o harfi kendi dillerinde CH çiftharfiyle göstermişler. Ama dilleri o sese dönmediğinden, bunu alelade C harfi gibi /k/ telaffuz etmişler. Misal, χαρ...

View Post

Hı değil xı

17 Kasım 2009

Xırtlaktan1 xırt gibi çıkarılan o ses dünya dillerinin bazılarında var, bazılarında yok. Ne hikmettir bilinmez, Türkçenin doğu komşularının hepsinde var. Kürtçede var, malum. Arapçada, Farsçada, Ermenicede, Gürcücede, Zazacada, Çerkezcede, Lazcada, Süryanicede ve İbranicede de var. Ona bakarsanız Azericede de var, Anadolu Türk ağızların...

View Post

Ulusdevlet - 2

15 Kasım 2009

Ulusdevlet projesinin insanları koyuna dönüştürme projesi olduğunu anlattık dün.

Ama bu proje hayaldir, yürümez. İnsanoğlu koyunluğa ancak bir yere kadar ayak uydurur. Çokkatmanlılığı sürekli yeniden üretir. Kimi der ki ben Avrupa insanıyım, orayı mihenk alır, verilen emirleri o kıstasa vurup sorgular. Öbürü der ki ben Müslümanım, o dediğin kitabıma uymaz. Beriki Lazlığını öne çıkarır, yahut aşiretinin emrini devlet...

View Post

Ulusdevlet - 1

14 Kasım 2009

Ödev yetiştirme derdine düşmüş bir genç okurum “Ulusdevlet nedir” diye bula bula soracak beni bulmuş. “Ulusdevlet, meşruiyet kaynağını din, müktesep hak, fetih, sözleşme, fayda ve saire yerine ‘ulus’ adı verilen ideal varlığa dayandıran zorba çetesine verilen addır. 1800’lerden 1960’lara kadar modaydı. Şimdi medeni ülkelerde kimse yemiyor,” diye cevap yazdım. Artık bilmem, ne not alır.

Şöyle yazsa belki hocası i...

View Post

Manitu adına, ugh!

10 Kasım 2009

“Aztekçe tepetl dağ demekmiş, demek ki Kızılderililer Türktür” diye akıl yürütenlerin mustarip olduğu hastalığa tıp dilinde ignoramus maximus deniyor. Türkçesi zır cehalet.

Atamız zamanında elde çok fazla malzeme yoktu, bir yerde mazur görmek lazım. Ama bugün öyle değil. Amerikan yerli dilleri dilbilim camiasında popüler bir konu, tonla araştırma yayınlanıyor, üç yüze yakın dil belgelendi, tasnifler d...

View Post

Muhtasar

13 Kasım 2009

Süryanice xetsrâ serçe parmağı demekmiş. E peki, ne yapalım, bir lüzumsuz bilgi daha der geçeriz. Sonra aklımıza takılır Arapçasına bakarız. Süryanice /ts/ sesinin Arapça karşılığı kalın /s/ yahut sad harfidir, o yüzden x-S-r maddesine gitmek lazım. Bu kökten basit kelime yokmuş, ama türevler bak orada: ixtiSâr kısaltma, muxtaSar kısaltılmış, özet. Bildiğimiz muhtasar beyanna...

View Post

Hindistan, Arabistan

9 Kasım 2009

Erken dönem Osmanlı Türkçesinde çoğu zaman ulus sıfatıyla ülke adı biridir. Rum, mesela, hem ülke adıdır hem o ülkeye ait insanın ve lisanın sıfatı. Aynı şekilde “Bulgar’a ve Macar’a sefer eyledük” yahut “Hind padişahının kızı” dendiğinde kastedilen şey genelde insanlar değil ülkedir. Bilhassa ülke vurgulanmak istediğinde eli/ili kullanılır, Rum Eli ya da Sırp Eli gibi. Ülke adına +lu ekliyerek yeniden sıfat yapıl...

View Post

İngiltere

7 Kasım 2009

Neden tere? Yani neden İngilland yahut İngilya veya İngilistan değil? Frenk ne zaman Fransız olmuş? Yüzlerce yıl Portakal olan memleketin adı nasıl Portekiz’e dönmüş? Bu soruların cevabı üzerinden Türkçenin tüm kültürlerarası ilişkiler tarihini yazmak mümkün. Köşeyazısı değil kitap olur vallahi.

İtalyanca İnglaterra (eski imlası İnghilterra) ve Fransızca Angleterre, ikisi de “İngiliz t...

View Post

Tümen

6 Kasım 2009

En eski dillerin birçoğunda yüz ve binden sonra bir de on bin sayısının özel adı vardır. Eski Yunanca myrias, çoğulu myriades “on bin”. (İngilizce myriad halen “sayılamayacak kadar büyük sayı” anlamındadır.) Sanskritçe ayuta on bin. Eski Asya Türkçesinde tümen de öyle.

İlk Türkçe örneklerden beş altı yüz yıl öncesine ait Toharca metinlerde de ...

View Post

Scientoloji

5 Kasım 2009

Gazetelerde çıktı, Fransız mahkemesi “Scientoloji tarikatinin” dolandırıcılık yaptığına hükmetmiş. Eder, kendi bileceği iş. Ama bu nesnenin İngilizcesi Scientology, /sayıntalıci/ okunur. Fransızcası Scientologie’dir, uyarlamasının /siyantoloji/ olması gerekir. Peki “scientoloji” nedir?

Tahlil edelim: A) Türkçede 1980’lerin ortasından beri yerleşik usul gereği İngilizc...

View Post

Nefi

3 Kasım 2009

Olmadık kelimelere meraklı olduğu anlaşılan bir okurum yazmış, nefi nedir diye. Öztürkçe Sözlük “Türkçedir” diyormuş, her ne demekse. Buna karşılık TDK’nın web sitesi Arapçadır demiş. Hakem diye beni seçmişler, bak şu işe.

Benim bildiğim Türkçede nafi vardır, “yararlı” demek. A uzun söylenir, sonda da ayın vardır, telaffuz edilmez, ama arkaya bir ek getirdiğinizde nafisi ...

View Post

Yaratmak

2 Kasım 2009

Türkçesi yaratmak, İngilizcesi create, Arapçası da halk etmek. Sonuçta aşağı yukarı aynı anlamda kullanılan kelimeler. Ama köklerine inerseniz çok farklı noktalardan hareket ettiklerini görürsünüz.

Yaratmanın kökü yaramak, o da esasen “uymak” demek. (Aklınıza yatmadıysa yaraşmak fiilini düşünün önce.) O halde yaratmak = uydurmak. Ya da işe...

View Post

Evlatlar

31 Ekim 2009

“Evlatlar yanlıştır. Eşyalar diyen cahildir, değil mi hocam,” diye soranlara en basit cevap, “Bilader sen Türkçe bilmiyor musun? Neden bana soruyorsun?” diye kontratak yapmaktır. Türkçede evlatlar diyor muyuz? Diyoruz. Nokta. Arapçada evlatlar olurmuş, olmazmış, bırak onunla ukala tayfası ilgilensin.

Arapça çoğullar başlı başına bir sanattır. Aşağı yukarı her kelimenin çoğulu ayrı şekilde yapılır. Kırkı aşkın ço...

View Post

Frenk

30 Ekim 2009

“Tayland’da yabancılara falang Kamboçya’da barang diyorlar. Fransa’ya ise sırasıyla Farangset ve Barangdenmekte. Bu kelimeler bizdeki frenk ile aynı kökten mi gelmektedir? Kamboçya’da pazar yerlerine psar denmekte. Acaba bizdeki pazar kelimesinin oraya yansıması olabilir mi,” diye sormuş geçenlerde Kamboçya’ya sefer eden bir okurum.

Etiyopya günlerim gözümün ön...

View Post

Mert

24 Ekim 2009

Mert Bey yazmış, demiş ki: “Benim adım Arapça, önce ‘insan’, sonra ‘erkek’, sonra ‘cesur’ veya ‘dürüst’ anlamında. Bizde daha çok son iki anlam anlaşılıyor. Ama erkek anlamına da geliyorsa, acaba Mars ile bir ilgisi olabilir mi? Yani bir adım daha gidersek, Martin aynı kökten mi geliyor?”

I-ıh. Bir kere Arapça değil Farsça, hepten alakasız iki ayrı lisan. Sonra bu konuyu Elifin Ökü...

View Post

Hırsız Vasil

26 Ekim 2009

Malazgirt’te Türkler Bizans devletinin canına okuyunca yalnız beylik kurmaya hevesli Türk komutanlara değil tabii, Bizans düzeninde şu ya da bu nedenle canı sıkılan Ermeni beylere de gün doğmuş. Bakıyorsunuz, 1071’i izleyen on beş yılda Anadolu’da imparatorluk ilan eden, orada burada kale zaptedip beylik kuran, fetihlere girişen bir düzine kadar Ermeni asıllı Bizans askeri var. Sonra bunların soyuna ne olmuş bilmem. İhtimal, A) Fütuhat...

View Post

Orji

23 Ekim 2009

Geçen gün dokuz yaşına basan oğlum pat diye sordu, Babiş orji ne demek diye. Hadi bakalım, böyle babaya böyle evlat!

Anlatayım. Eski Yunanda biliyorsunuz, standart kamu dininin yanısıra MÖ 7. yüzyıldan itibaren etrafı salgın gibi saran “sır dinleri” var: mystery religions diyorlar. Bunların özelliği, tıpkı tarikat gibi, kapalı olmaları. Yani belli bir çıraklık ve inisiyasyon sürecinden geçmeden iç halkaya kabul etme...

View Post

Farsî

22 Ekim 2009

Bu memlekette 800 küsur yıl boyunca sözü dinlenen herkes Farsça bilmiş, bildiğini belli etmeyi de sosyal hayatın gereklerinden saymış.

Malazgirt’ten sonraki ilk 200 yıl özellikle ilginçtir. Bu devirde Türkçenin esamisi bile okunmaz. Şehir hayatında kullanılan dil, öyle anlaşılıyor ki, avam işlerinde Rumca ise havass işlerinde Farsçadır. 1273’te vefat eden Mevlana Celaleddin’in Türkçe bildiğine dair bir belirti yok. Onun oğl...

View Post

Safranbolu

21 Ekim 2009

Safranbolu’da eskiden safran yetiştirilirmiş, adı o yüzden öyleymiş, ah mirim ne güzelmiş o eski safranlar. Belediyesi de öyle diyor, kaymakamlığı da öyle. Çarşıdaki esnafla sohbet edince tatlı tatlı anıyorlar o eskiden safran yetiştirdikleri devirleri (tarlalar dolusu sarı sarı safranlar, bir düşün!), sonra cart diye sokuveriyorlar elli TL’ye bir adet poşetlenmiş safran soğanını.

Olabilir, belki eskiden safran yetişirdi, ne...

View Post

Kürtçe - 2

20 Ekim 2009

Dün “Kürtçe diye bir dil yoktur” diyen gerzek tayfasına cevap vermeye başlamıştık, devam edelim.

Üç: Her dilin kırılması imkânsız bir iç çekirdeği vardır, 400 dolayında temel fiil (almak, vermek, sevmek, gitmek, düşmek, uyumak vs.), insan bedenine ve doğa olaylarına ilişkin temel isimler, basit sıfatlar, sayılar, ben sen o gibi zamirler, gramer yapıları vesaireyi içeren. Bu çekirdek her dilde insanlık tarihi kadar geriye gi...

View Post