24 Şubat 2009
Sallama çayı Amerikalılar icat etmiş ama sallama dilbilim konusunda Allah’a bin şükür bizimkiler kimseye pabuç bırakmaz.
Vatanmillet şairleri kontenjanından Radikal’e köşe yazan beylerden biri dün gene döktürmüş, Türkçenin (İngilizce ve İspanyolca ile beraber) dünyadaki üç lingua franca’dan biri olduğuna karar vermiş.[1] Tabi, ...
2021-06-26 17:00:00 +0000 UTC
View Post
23 Şubat 2009
“Eski Türkçede de yenisinde de nefret sözcügünü dil duygusu açısından tam olarak karşılayan bir sözcüğe rastlamadım” demiş bir okurum.
Haklı galiba. Biraz zorlasak iğrenmek olabilir mi acaba? Kaşgarlı gerçi yigrenmek eylemini “bir şey (özellikle yiyecek bir şey) karşısında fiziksel bir iticilik hissi duymak, cildi ürpermek” diye tanımlamış. Buna karşılık 13. ve 14. yüzyıla...
2021-06-25 17:00:01 +0000 UTC
View Post
21 Şubat 2009
Ensest’in Türkçesi nedir diye bana sormuşlar, sanki uzmanıymışım gibi. Aklıma gelenleri yazdım. Bacımacı olabilir mesela, *bacımak fiilinden. Sonra bacırgan, becergen gibi. Ama en iyisi galiba içdüzen. Entel esprileri anlayanlar için en-endogam da fena değil.
Latince castus, dişisi casta = namus ve töreye uygun olan. İyi aile kızları cast...
2021-06-24 17:00:00 +0000 UTC
View Post
20 Şubat 2009
Türkçede yeni türeyen tabirlerden biri apron, “havaalanlarında terminal ve hangar binaları çevresinde düzeltilip asfaltlanmış alan”. Hayatımız havaalanlarında geçiyor ya, mecburen öğreniyoruz. İngilizce apron aslında önlük demek, oradan mecazen isim takmışlar. Havadan bakınca öyle gözüküyordur.
Ta 14. yüzyıl başında Fransızcadan İngilizceye alınmış, Fransızca aslı naperon
2021-06-23 17:00:01 +0000 UTC
View Post
19 Şubat 2009
Medrese = ders yapılan yer, dershane. Arapça DRS kökünden, ism-i mekân denilen tipte düzenli bir türev. Ders verme eylemine tedrîs, ders veren kişiye de müderris denir. Peki ders ne diye sorarsan o zaman işler biraz çatallaşır, Ortadoğu’nun kaç bin yıllık kültür tarihine uzanmak gerekir.
Aramice deraş “tefsir”, yani yorum. Tevrat’ı cümle cümle okuyup...
2021-06-22 17:00:01 +0000 UTC
View Post
18 Şubat 2009
Türkçede 1930’lardan önce –sel/–sal diye bir ek yok: nokta! Haniya kumsal ile uysal diye soranları hemen aydınlatalım. Bir kere Türkçede bir ek hem ad eki hem fiil eki olmaz, oradan uyanmanız lazım. Kumsal besbelli bileşik bir isim. Açın Derleme Sözlüğü’nü bakın, sal bilumum Anadolu ağızlarında “dağın yamacındaki düzlük, yassı yer” demek, ta 17. yüzyıldan beri ka...
2021-06-21 17:00:01 +0000 UTC
View Post
28 Şubat 2009
Sizi kandırdım. Vatanı bölmeye ve emperyalizme yem etmeye yönelik emellerim doğrultusunda herkesi yanılttım. Mea culpa. Halbuki Soros’a söylemiştim, bozma bu Türkçeyi o kadar, sonunda anlayacaklar hain emellere hizmet ettiğimizi, bak Latince bilen evrenkentliler bile var artık diye. Heyhat, dinlemedi. Sen yaz arkandayım diye beni kandırdı.
Ekşi Sözlük’e teker teker yazmışlar, koskoca Cicero’yu bile bilmediğimi, bilsem de halktan...
2021-06-20 17:00:00 +0000 UTC
View Post
17 Şubat 2009
Evrenkent imiş, hah, güleyim bari! Cahilliğin bu kadarı ancak okumakla olur demişler. Univercity değil amca, university!
Universus Latince sıfat, “hepsi bir yerde, hep beraber, topluca”. Universus mundus deyimi felsefede “var olan şeylerin tümü, bütün dünya” anlamında kullanılmış. Fransızca erken metinlerde aynen universe monde diye geçer ama 1550’lerden itiba...
2021-06-19 17:00:04 +0000 UTC
View Post
16 Şubat 2009
Arapça n-f-q kökünden, birbiriyle alakasız görünen iki kelime grubumuz var. Birincisi nafaka. Güncel kullanımda “boşanan eşe ödenen para” ama tabirin esas kaynağı olan İslam hukukunda anlamı biraz daha geniş: “boşanma olsun veya olmasın eşin geçimi için kocanın temin etmekle yükümlü olduğu para”. İkincisi yine İslam geleneğine ait bir teknik terim olan nifak ve bunun faili münafık
2021-06-18 17:00:05 +0000 UTC
View Post
14 Şubat 2009
Arapçası Yakub olan hazretin Tevrat’taki orijinali Yaˁqôb, İshak’ın oğlu, İbranice עקבkökünden “ardından gelen, sonraki”. İkiz kardeşinden az sonra doğduğu için bu adı almış. Arapça taˁqîb, müteˁâqib, ˁâqibet ve akabinde’den bildiğimiz ˁaqb (iz, topuk) ile akraba bir sözcük. Takip = izlemek. Akıbet = izleyen şey, art....
2021-06-17 17:00:05 +0000 UTC
View Post
13 Şubat 2009
Pehlevice adı verilen İslam öncesi Fars dilinde Araplara tâzig veya tâçig adını vermişler. Muhtemelen tâzam (koşmak, dörtnala gitmek) fiiinden “yürük” veya “akıncı” anlamına gelen bir kelime ama kesin bilgi yok. Düşünürseniz Türkçe çapul kelimesi de çapmak (koşmak, dörtnala gitmek) fiilinden gelir, sanırım aynı bağıntı kurulmuş.
Modern Fars...
2021-06-16 17:00:05 +0000 UTC
View Post
12 Şubat 2009
İstanbul Belediye Başkanı geçen gün rakibine pertavsız önermiş, piyasadan kalkmış güzel bir kelimeyi naftalinler arasından çıkarıp ortaya salmış. Farsçası pertavsûz: pertav = ışık, sûz = yakan. Işıkla ateş yakan, yani bildiğimiz konveks mercek, büyülteç dediğimiz şey. Ne kadar oturaklı bir kelime! Türkçesinin –sız olması tipik bir analoji örneği: yapısı unutulmuş bir ...
2021-06-15 17:00:05 +0000 UTC
View Post
11 Şubat 2009
Takdir değer vermek veya değer biçmek, kadr (değer, ölçü) masdarından. Taktir ise katre (damla) ile aynı kökten, damıtmak. Yani rakı yapar gibi imbikte kaynatıp damla damla süzmek. “Seni taktir ediyorum” demek, seni damıtıp öz suyunu çıkarıyorum, haberin olsun demek. İyi bir şeydir herhalde.
Şefkat sevgi gösterme. Şefik ile
2021-06-14 17:00:03 +0000 UTC
View Post
10 Şubat 2009
OrtaasyaAsya Türkçesinde ve ondan türeyen Türki dillerin birçoğunda bildiğimiz /i/ sesi var, dili arkaya çekerek söylenen alelade /e/ sesi var (bunu bazen ä diye yazıyorlar, Azericede mesela), bir de ikisinin ortası /é/ sesi var. Bu sonuncusu eski yazıda ya harfiyle yazılır. Anadolu ağızlarında çoğu zaman /i/ye dönüşür (gice, isirgemek, irkek vb.) ama İstanbul Türkçesinde hemen her zaman /e/ olur. Bir tek /y/ harfine bitiştiği durumlar istisn...
2021-06-13 17:00:02 +0000 UTC
View Post
9 Şubat 2009
Artık şaşmaz şekilde her yerde malumu ilan diye geçiyor. Mantıken bu da mümkün tabii, “bilineni orta yere söylemek”, ama deyim o değil, üstelik kelime oyununa yazık. Doğrusu malumu ilam etmek, yani bilineni bildirmek.
İlân da Arapça, ilâm da, ama ikisi ayrı şeyler. İlkinin altında yatan kavram ˁalen, “ortalık yer, kamusal alan” – ‘adam alenen zırvaladı’daki gibi. (Türk...
2021-06-12 17:00:02 +0000 UTC
View Post
7 Şubat 2009
Biri mail atmış, İsveççedeki Türkçe kelimeler hakkında ne düşünüyorsun diye. Çattık işte, ne düşüneyim ki? İsveççe bilmem, etmem. “Olmaz ya öyle şey” diye cevap verdim. Meğer İsveççe “kargaşa, hengame” anlamına kalabaliken denirmiş. Türkçe değil mi? Acaba İsveçliler Ortaasya’dan gelen öz hakiki sarışın Türkler midir?
Derhal İsveççe bilen dostlar alarma geçirildi. Bir iki mailleşmeden son...
2021-06-11 17:00:03 +0000 UTC
View Post
6 Şubat 2009
Şaşırtıcı ama köylerdeki ihtiyar heyetinin o bildiğiniz ihtiyarla alakası yok, zaten kanunen de ihtiyar heyetine girmek için 25 yaşını doldurmuş olmak yetiyor. Osmanlıca ihtiyar etmek (daha doğrusu hırıltılı x sesiyle ıxtiyâr etmek) “seçmek, tercih etmek” demek. Zaruretsiz cihanda kimse gurbet ihtiyar etmez demiş Şinasi,[1]
2021-06-10 17:00:00 +0000 UTC
View Post
5 Şubat 2009
Ufak oğlan tutturdu Big Mac yiyeceğiz diye, mecbur, gittik yedik. MacDonald’ın kim olduğunu anlatmak da farz oldu.
Ortaçağ’da İrlanda’dan gelen Gael’ler İskoçya’nın batısındaki adalar ve göller diyarını ele geçirmişler. Derken Somerled adlı Viking asıllı bir yiğit çıkıp Gael’leri birleştirmiş, aleme korku salan Adalar Krallığını kurmuş. Donald bunun üç torunundan biri, asıl adı Gael’ce Domhnall
2021-06-09 17:00:00 +0000 UTC
View Post
4 Şubat 2009
Eski Ortaasya Türkçesinde “dağıtmak, saçmak” anlamında tarmak fiili var. “Tohum saçmak, ekin ekmek” anlamında da bu kullanılıyor, başka birçok dildeki eş anlamlıları gibi. Bugünkü Türkçede tarmak artık canlı bir fiil değil, ama darmadağın deyiminde izi kalmış. Anadolu ağızlarında “dağınık” anlamında darık yer yer kullanılıyor. “Her türlü ekin” anlamına gelen <...
2021-06-08 17:00:00 +0000 UTC
View Post
3 Şubat 2009
Latince modus “ölçü, usul, adap”. Bundan türeyen Fransızca iki kilit kavram: Moda, zamanın usul ve adabı. Modern, zamanın usul ve adabına uygun. Usul ve adap derken, oturup kalkmaktan giyim kuşama, halk arasında muteber sayılan düşünceleri benimsemekten ev donatma şekline kadar her şey buna dahil. “Töre” de diyebiliriz ama dün farklı bugün farklı olduğunu hisseden, bunu baştan kabul eden de...
2021-06-07 17:00:00 +0000 UTC
View Post
2 Şubat 2009
Yunanca eu “iyi”, ángelos “haberci, ulak, resul”, euangélion “iyi haber, müjde”. Hıristiyanlığın ilk devirlerinde İsa’nın hayatı ve öğretisine ilişkin anlatımlar bu adla anılmış. Latince biçimi evangelium. İngilizce gospel bunun tam çevirisi, Eski İngilizce gôd iyi, spel haber. İsa’nın çeşitli öğrencileri tarafından telif edilen iyi h...
2021-06-06 17:00:00 +0000 UTC
View Post
31 Ocak 2009
Esas sözcük ejdehâ, r’siz. İslam öncesi İran mitolojisinde geçen bir figür. Pehlevice, yani İslam öncesi Farsça biçimi ajî dahak. Ajyılan demek. Dahak, efsane çağında Cemşid’i devirip bin yıl İran’a kral olan kötü bir mahlukun adı. Anlattıklarına göre üç başlı ve üç ağızlıymış, iki omzundan birer yılan başı çıkarmış. Yılanlar uslu dursun diye her gün iki gencin beyniyle beslenirm...
2021-06-05 16:59:59 +0000 UTC
View Post
30 Ocak 2009
Hayat memat’taki memat nedir diye sormuş bir okurum. Tabii ki ölüm, Arapça, m-w-t kökünden mimli masdar. Aynı anlama gelen diğer masdar mevt, Arapçacıların tercih ettiği standart yazıma göre mawt. Mevtâ ölü. Mât öldü, şâh mât “şah öldü” demek. Layemut Allah’a yakıştırılan sıfatlardan biri, ölmez. Lâ “değ...
2021-06-04 17:00:01 +0000 UTC
View Post
29 Ocak 2009
Latince candere “akkor gibi yanmak, ışımak”, /k/ sesiyle /kandere/ okunacak. Incandescere hemen hemen aynı, “içten ışımak”. Candidusesasen “akkor gibi”, ama uygulamada bildiğimiz beyaz rengin adı. Candidatus “beyaz giyinmiş” demek. Eski Roma’da yılda bir yapılan seçimlerde kamu görevine talip olanlar düz beyaz toga giyermiş, dolayısıyla bugün hala İngilizcede ...
2021-06-03 17:00:00 +0000 UTC
View Post
28 Ocak 2009
Vatanımıza ne cüretle ‘hindi’ derler diye hop oturup hop kalkanların esas dert etmesi gereken konu o değil. Vatanın adı İtalyanca, onu neydeceğiz? Hem üstelik turkey gibi tesadüfi, kasıtsız bir durum yok ortada. Ülkenin kimlik sorunuyla ilgili derin bir problem var. Deştikçe vatanmilletçilerin tüylerini diken diken edecek mevzu.
Türkçede –ve diğer yerli dillerin hiçbirinde– bu ülkeye 19. yüzyılın sonlarına d...
2021-06-02 17:00:05 +0000 UTC
View Post
27 Ocak 2009
Naiv başka şey, nahif başka şey. Aradaki farkı bilenler parmak kaldırsın.
Peki, otur. Nahif Arapça sıfat, uzun i ile söylenir, zayıf ve çelimsiz demektir. Bugünkü Türkçede sanırım sadece zayıf nahif ikilemesinde anılıyor. Masdarı nehâfet, yani zayıflık.
Naiv İngilizceden veya Fransızcadan alınmış bir kelime. Saf, kurnazlıktan yoksun anlamında. Fransızcası aslında naif’tir, 19...
2021-06-01 17:00:06 +0000 UTC
View Post
26 Ocak 2009
Farsça dûlband esasen “kova sargısı” demek (dôl veya dûl = kova). Kafaya sarılan sarık da sonuçta bu: önce kova gibi bir külah konuyor, üstüne bez sarılıyor. Sözcük Farsçada “sarık” anlamında kullanılmış, Osmanlıcada da 18. yüzyıla dek ana anlamı bu. Daha sonra sarıkta kullanılan bir tür çok ince kumaş anlamı ağır basmış. Bu ikinci anlamın aslı herhalde dûlben...
2021-05-31 17:00:05 +0000 UTC
View Post
25 Ocak 2009
Ceviz ağacının anavatanı olarak tüm kaynaklarda “Armenia” gösteriliyor, sözde diyelim başımız ağrımasın. Nitekim Van Gölü civarı, Aras havzası, Bitlis vb. dolayını tanırsanız cevizin o yörede ne kadar yaygın olduğunu bilirsiniz. Sanırım en geç MÖ 3000’lerden itibaren Yakındoğu ve Akdeniz havzasına yayıldığına dair belirti var.
Eldeki en eski linguistik veriler İbranice egôz, Aramice ince g ile gawz
2021-05-30 17:00:04 +0000 UTC
View Post
24 Ocak 2009
Şebeke Arapça balık ağı gibi “ağ” demek. Buna eşdeğer kelimeler Arapçayla akraba diller olan İbranice ve Süryanicede de var. Hepsinde rastlanan bir özel anlam “ağ şeklinde olup yüzün kısmen görünmesini sağlayan baş örtüsü”. Eski Babil ve Asur dilinde yine aynı Sami kökünden şabiku “başı ve omuzları örten bir tür örtü, şal” demekmiş.
Pehlevice, yani İslam öncesi Farsça şapik<...
2021-05-29 17:00:03 +0000 UTC
View Post
23 Ocak 2009
Bize okulda öyle öğretmişlerdi, şimdi müfredat ne der bilmiyorum. Sert ünsüzle biten çok heceli kelimeler ünsüz yumuşamasına uğrar, tek heceliler uğramaz. Toprak toprağı, ağaç ağacı, kanat kanadı, AMA oku, teki, üçü, koçu, eti, atı, otu. Basit. Gibi.
Öğrencilerimi kuralları sorgulamaya özendirmek için hep kullandığım örnek ip, sap, dip, kap dizisidir. Dörd...
2021-05-28 12:00:00 +0000 UTC
View Post