CreatorsOk
Sevan Nişanyan

Sevan Nişanyan

patreon


Sevan Nişanyan posts

Vasistas

21 Temmuz 2009

Vasistas Türkçede nedir? Benim bildiğim, yatay menteşesi olan her türlü ufak pencere vasistastır, bilhassa tuvaletlerde olur, apartman aydınlığına açılır, kilidi her zaman bozuk olur, ittir ittir kapanmaz. Halbuki Fransızca orijinali farklı. Vasistas = bir kapı veya pencere üzerinde, ondan bağımsız açılıp kapanan küçük pencere. Özellikle de eskiden kapalı at arabalarında kapının üzerindeki küçü...

View Post

Osman

20 Temmuz 2009

Büyük Türk köşeyazarlarından Namık Kemal Z. Osmanlı devletinin kurucusunun adı acaba Osman mıdır Otman mıdır diye sormuş geçen günkü yazısında, ve Sokrates’ten beri tüm filozofları meşgul eden derin mevzuya parmak basmış: “GERÇEK NEDİR?”[1]

Hemen aydınlatalım kendisini ve ilim çölünde kaybolmuş yolcular gibi gerçeğe susamış oku...

View Post

Tayfun

18 Temmuz 2009

Türkçede yaygın kullanılan tek gâvurca erkek adı Volkan’dır dedim ya, hatamı bulmaya ant içmiş mihraklar hemen sormuşlar, peki Tayfun ne olacak diye.

O Çincedir, Çinliler tam gâvur sayılmaz diyelim kurtulmaya çalışalım. Çincenin muhtelif lehçelerinde tai fun yahut dai fung “büyük yel” demekmiş. 大風 böyle yazılırmış. İngilizceye typhoon (/tayfûn/) diye geçmiş, ilk ke...

View Post

Din

17 Temmuz 2009

Eski Babil ve Asur dilinde dînu 1) yargı, mahkeme kararı, hüküm, 2) yasa, kanun, hukuk, 3) dava, özellikle haklı dava, birisine karşı ileri sürülebilen hak, 4) mahkeme. Ta MÖ 2300’lerden itibaren kaydedilmiş. Komşu dillere de geçip yerleşmiş. Hititçede, Aramicede bol bol geçen bir kelime. İbranicede dîn halen yargı ve mahkeme anlamında kullanılıyor. Dâna yargıladı, dava etti; View Post

Çilek

16 Temmuz 2009

Ümitsizliğe düşüp peşini bıraktığım kelimelerden biri de çilek. Türkçede 16. yüzyıldan beri kaydedilmiş bir kelime. Sanırım o devirdeki anlamı bugünkünden biraz farklı: böğürtlen ve kocayemişi ve yaban çileği dahil her türlü yabani yemişin adı gibi duruyor, tıpkı İngilizce berry gibi. Zaten bugün bildiğimiz evcil çileğin ortaya çıkması epey sonradır, 18. yüzyıl diye kalmış aklımda. Türkiye...

View Post

Volkan

15 Temmuz 2009

Volkan! Nasıl tosun gibi bir Öztürkçe ad, değil mi? Alpaslan. Kutkan. Tarkan. Özkan. Volkan. Yok değil! Volkan Fransızca. İngilizcesi de volcano’dur malum, yanardağ demek. Galiba Türkçede yaygın kullanılan tek gâvurca erkek adı.

Düşünün ki Türk coğrafyasında volkan yok, Baykal Gölünden Adriyatiğe kadar aktif yanardağ görülmüyor. Türkler bu doğa hadisesiyle pek yakın devirde tanışmışlar. 19. yüzyıl so...

View Post

Dumur

14 Temmuz 2009

Dumur olmak deyimini galiba ilk on yıl kadar önce duydum; elde belge olmayınca böyle şeylerin tam tarihini hatırlamak zor. Duyar duymaz sevdiğimi ve hemen kullanmaya başladığımı hatırlıyorum. Şimdi yaşlı başlı dostlarım beni ayıplıyorlar, “olur mu Sevan bey, dumur olmak cahilliktir, dumura uğramak denir” diye doğru yola davet ediyorlar. İşin kötüsü ben de bozuk yolları pek severim, hangisi cahill...

View Post

Töz

13 Temmuz 2009

Felsefe geleneği sıfır olan bir ülkede felsefe terimlerine Öztürkçe karşılıklar uydurmak mantıklı iş midir? Bir felsefe metninde substance yerine töz, accident yerine ilinek, matter yerine özdek koyunca vatandaş daha mı iyi anlar? Yoksa bir halt bilmeyen edebiyat bölümü kızlarına daha iyi mi hava atılır, burnunu hafifçe yukarı kaldırıp anlaşılmaz kelimeler söyleyince? Lise sona geçtiğim sene, Sartre’ın imkânsız derecede zor b...

View Post

KundakII

10 Temmuz 2009

Aşağı yukarı bütün Türki dillerde bebek sargısı anlamındaki kundak var. Türkmence, Özbekçe, Kırgızca ve Kazahçası qundaq, eski Çağataycası da aynı, Tatarca qundıq, Uygurca qondıq, Oyratça qındaq vb. Hepsi gayet spesifik bir KÜLTÜREL olgunun, bebek sarma işinin ve bu iş için kullanılan bezin adı. Yan anlamları filan yok. Yani “sarmak” yahut “sıkmak” gibi a...

View Post

Dünya ve ahiret

8 Temmuz 2009

On beş günden beri Toronto’nun varoşlarında bir yerde mahsurum. Türk basınını manşetlerden öte izlemeye fırsatım olmuyor. Dücane Cündioğlu’nun 28 haziran tarihli yazısını[1]bu yüzden fark etmemişim. Ondan habersiz, aynı konuya değinen bir yazı yazdım. Sanki Dücane Bey’in adını anmadan onu istiskal etmeye çalışırmışım gibi değerlendiren...

View Post

Kundak

9 Temmuz 2009

Kundağın yanılmıyorsam üç tane temel anlamı var. Bir, yeni doğmuş bebek sargısı. İki, tüfeğin namlusunun altındaki sopa şeklindeki ağaç kısım. Üç, yangın çıkarmak amacıyla kullanılan ateşleme aygıtı.

Kötü sözlük nasıl yapılır merak ediyorsanız rica ederim TDK Türkçe Sözlük’ün “kundak” maddesine bakın. Sekiz tanım vermiş, ama farkı nedir, birbiriyle alakası nedir, mantığı nedir, hangisi esas, hangisi me...

View Post

Bendeniz

7 Temmuz 2009

Sakallı profesörlerin, okumuş yazmış insanların bulunduğu bir sofrada mevzu açıldı, bendeniz nedir diye. Bilen çıkmadı! İnanması zor ama böyle. Kuşkuya düştüm, ben bu köşede çok mu uçuyorum ne? Burada Arapça gramerin inceliklerinden, 18. yüzyıldaki telaffuz değişikliklerinden, Aramicenin lehçelerinden söz ediyoruz. Kimse bir şey demeyince “herhalde herkes bilir zaten bunları” deyip devam ediyorum. Yanlış mı ...

View Post

İcraat

6 Temmuz 2009

Haberden ihbâr (haber verme), senedden isnâd(dayandırma), keremden ikrâm (kerem etme), nüfuzdan infâz (sokma), cereyandan icrâ (cereyan ettirme),cademden icdâm(yoketme), ğafletten iğfâl (kandırma), beraatten ibrâ (aklama), halelden ihlâl (zedeleme), hatırdan ihtâr (hatırlatma), ha...

View Post

İcat

4 Temmuz 2009

Arapçada şöyle bir kural var: /w/ sesiyle başlayan kökler türevlerde garip davranışlar sergiliyor, çoğu zaman ilk sessizini kaybediyor. Misal verelim. Wucûd “ var olma” demek, w-c-d kökünden. Türkçede w olmaz v olur, o yüzden vücut deriz. Bunun hormonlu hali ama *ivcâd olmaz, îcâd olur: bir şeyi varetme.

Aynen bunun gibi, wuzûh وضوح “apaçık ve anlaşılır o...

View Post

Kahverengi

3 Temmuz 2009

Kahve yokken kahverenginin Türkçesi neydi diye merak etmiş bir okurum. Öyle ya, kahve dediğimiz nesne Yemen’den beriye ilk 16. yüzyılda gelmiş. “Kahve rengi” de çok sonraları yaygınlaşan bir deyim.

Esas Türkçede kahverengi spektrumunu karşılayan üç kelime biliyorum. Bir kere boz: tanımlanamayan her çeşit ara renk için kullanılan joker bir kelime. Özellikle sarı ile kahverengi arası toprak rengi. Yağı...

View Post

Tapon

2 Temmuz 2009

Bakın şimdi milli hislerim coştu. Kedi olalı ben de bir fare tuttum, Türkçede Ermeniceden gelme bir kelime buldum. Mutluyum, gururluyum.

Tapon sözcüğünü severim, hatta son zamanlarda olur olmaz iki üç kez yazılarımda kullandım, “modası geçmiş, rüküş” anlamında.

TDK sözlüğü “Fransızcadır” demiş. Meydan Larus da öyle demiş. Bakmışım Fransızcaya, evet tapon diye bir kelime var ...

View Post

Aşk

30 Haziran 2009

Geçenlerde meşkten söz ettik ya, okurun biri hemen sarılmış klavyeye sormuş “hocam aşk ne demek” diye. “Olm yanlış adres, Haydar Duman’a sor” desen olmaz, ayıp olur. Mecburen aşk konusunda bildiklerimizi de dökeceğiz.

Bir kere Öztürkçe değil, Arabi kelime, onu biliyorsunuz. Başında ayın var, sonundaki /k/ da Türkçesinden daha qalın bir q. Yani boğazın bağrın ta derinlerinden gelen bir nesne olduğu hemen anlaşılıyor...

View Post

Röportaj

29 Haziran 2009

Kelimebaz’ın ana fikri iki kelimeyle nedir diye sorarsanız “Dil değişir” derim. Kelimeler de değişir. Anlam değişir, nüans kayar, yeni deyimler türer, telaffuz bozulur, kelime ölür, gene dirilir, vs.

Bir kelimenin değişmesi tuttuğunda eskide ısrar edersen ne olur? Önce dil “hassasiyetin” övülür, “ne kibar adam, pek de kültürlü!” derler. Sonra zemin kayar “ukala” olursun. Daha inat edersen “amca kaçıktır, kusuru...

View Post

Devinim

27 Haziran 2009

Arap asıllı hareket etmek fiiline ırkçı ideolojiye uygun bir karşılık bulmak gerektiğinde bakın neler önermişler 1934 yılında: bıcıramak, bıngıldamak, çaylamak, çemremek, çirenmek, çırpınmak, davranmak, deprenmek, ırgalanmak, ırganmak, ipinmek, kırmaşmak, kıybıktanmak, kıymındamak, kozgalamak, oynamak, sökünmek, talbınmak, tavranmak, terpenmek, yeltemek, yorımak...Bkz. TDTC Tarama Dergisi, cilt 1, s. ...

View Post

Paradise II

1 Temmuz 2009

Paradise konulu yazım bu sefer her zamanki Müslüman okurlarımdan başka Yahudi ve Hıristiyan okurlarımı da hoplatma başarısını gösterdi. “Konuyu ciddiye almadığın için detaylarda hata yapıyorsun, halbuki bunlar bizim için önemli konular” diyen okurum sanırım haklı bir noktaya parmak basmış. Bakalım Budistlerle Zerdüştçüleri kızdırmayı ne zaman başaracağız...Tevrat’ın geç döneme ait kitaplarında Farsçadan alınma View Post

Paradise

26 Haziran 2009

Parádeisos Pers kralının etrafı duvarla çevrili cennet misali bahçeleriymiş. MÖ 399 yılında İran’da deli bir maceraya girişen, sonra da bunun kitabını yazan Atina’lı tarihçi ve komutan Ksenofon bundan ilk kez söz ediyor. Eski Farsça sözcük *paridaeza olmalı diyorlar. Eski Farsçadan günümüze kalan yazı hazinesi pek kısıtlı olduğundan elde orijinali yok, Yunanlının dediğiyle yetinmek zorundayı...

View Post

Ağrı Dağı

25 Haziran 2009

Ağrı diye dağ adı olur mu allahaşkına? Neyin ağrısı, kimin sancısı? Agir Kürtçe “ateş” demek. Agirî bunun sıfat hali, ateş dağı. Türkçe ismin buradan gelmiş olduğu belli.[1] En son 1840’ta volkanik faaliyet görülmüş, duman falan çıkmış. Ama isim en erken ne zaman kullanıma girmiş, onu tesbit edemedim.<...

View Post

Xırxayax

24 Haziran 2009

Türkçede xırıltılı /x/ sesi var mı? Var tabii, olmaz olur mu? Türkçe dedim, “Modern Standart Türkçe” ya da İstanbul Türkçesi demedim. Konyalı birine sorun bakalım, xırxayax nasıl şeymiş. Konyalıların konuştuğu dil Türkçe değil mi?

O sesin teknik adı ötümsüz artdamak sızıcısıdır, yani bildiğimiz unvoiced velar fricative. Ötümsüz demek sert demek. Artdamak demek dili arkadaki yumuşak damağa değd...

View Post

Yunus Emre Türkçesi

23 Haziran 2009

“Neden Yunus’un Türkçe’sini koruyamadık? Koruyup geliştiremedik? Neden Türkçe’si varken başka dillerden sözler alıp dilimize doldurduk ve dilimizi tanınmaz hale getirdik?” demiş Radikal köşeyazarlarından Namık Kemal Bey, Ziya Gökalp’e öykünerekten.

Maksat tabii cahil halkın önyargılarını okşayıp prim yapmak, o belli. Ama ben gene ciddiye aldım, dersimi çalıştım. Yunus Emre’ye atfedilen toplam 426 adet şiiri inte...

View Post

Aptal

22 Haziran 2009

Türkiye’nin Moskova büyükelçisi demiş ki “Nazım Hikmet’ten vatan haini diye söz etmek en azından basiretsizliktir, hatta aptallık anlayışını aşan bir kavramdır.” Kendisine bonjur diyoruz ve günün sorusuna geçiyoruz. Acaba muhterem cumhuriyetimizin geçmişte ve bugün savunduğu vatanmillet davaları arasında “aptallık anlayışını aşmayan” BİR tane var mıdır ve varsa hangisidir?

“Kürt yoktur, kart kurt yapan dağ T...

View Post

Meşk

20 Haziran 2009

Radikal’de Akif Beki “keçi postundan bir tulumdur meşk” demiş. TDK sözlüğünde meşk’in bu anlamı yok. İşin kötüsü, Anadolu ağızlarından derlemeler içeren on bir ciltlik Derleme Sözlüğünde de yok. Bir tek meşik veya meşük demişler, Şebinkarahisar, Erkinis ve Erzurum ağızlarında “ekin çuvalı” imiş. Akif Bey dilleri karıştırıyor olmasın sakın diye kuşkulandım, İz...

View Post

Çok dil bir millet

19 Haziran 2009

Tam bir sene önce şu günlerde “batsın bu dünya” deyip Etiyopya’ya gitmiştim, belki dönerim belki dönmem hesabı. Çok dağlık, ulaşımı zor, koca bir ülke. “Beyaz adam gitmez” dedikleri yerleri aradım, oralarda biraz dolandım. Kuzeyin dağlarında, 11. yüzyıldan kalma bir mağara manastırında birkaç gün papazların misafiri oldum, ruhumu dinlendirdim. Arada üç beş kelime Amharice öğrendim, yazısını da iyi kötü söktüm. View Post

Varoş

18 Haziran 2009

Vár Macarca “kale, hisar”, Almanca karşılığı Burg. Városda şehir veya kasaba. Macarcada s harfi daima /ş/ okunur, o yüzden telaffuzu /varoş/.

Türkçede en erken Kanuni Sultan Süleyman’ın Budin eyaleti kanunnamesinde buldum, 1535 galiba. Evliya Çelebi’de de sıkça geçiyor. Türkçe kullanımı aslından farklı: “sur dışı yerleşim” demek. Özellikle Macaristan’a ve genelde Rumeli vilayetle...

View Post

Dağ Latinleri

17 Haziran 2009

İsviçrenin güneydoğusundaki dağ köylerinde Romanş diye bir dil konuşulduğunu bilirsiniz tabii. Latincenin günümüze kalmış türevlerinden biridir tıpkı İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Katalanca vesaire gibi, ama onlardan ayrı bir dil. Toplam nüfus 60.000 kadarmış. Ta 15. yüzyıldan beri canlı bir yayın hayatları var, gazeteleri kitapları eksik değil. 1938’de İsviçrenin dördüncü resmi dili olarak kendilerini k...

View Post

Getir bir tarih, milli olsun!

15 Haziran 2009

Bayılıyorum bu “tarihçiler incelesin” ayaklarına! Paşam mıntıka teftişinde gene bir vatan hainliği bulmuş, basıyor zile emir veriyor “oğlum getir iki çay biri açık olsun” havalarında.[1]

“Muhtıra” müellifi Yaşar Paşa Heybeliada Ruhban Okulunun 1844’te kurulduğunu duymuş bir yerden, kapısında bile yazıyormuş hatta. E Milli Güven...

View Post